"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Dindar banker nereden koşuyor?

Ahmet BATTAL
01 Aralık 2011, Perşembe
Biliyorum “dindar banker” mi olur diyeceksiniz. “Ben yaptım oldu” demeyeceğim, ben yapmadım, ama yine de oldu.

Dindar bankerin nereden nereye koştuğunu anlamak için önce bakın neler oldu, nasıl oldu.
Cumhuriyetin tek partili ilk yıllarında, ki o yıllar dünyada henüz “banka eşittir faiz” denkleminin geçerli olduğu yıllardı, bankacılık yaygınlaştırılmaya çalışıldı. Gerçi bazı din adamları faize fetvalar bulmaya çalıştı ve hatta—neredeyse—başardı!. Ama genel olarak dindarlar bankalara soğuk bakıyordu. Bu tavır seksenli yıllara kadar böyle devam etti.
Bazı başka İslâm ülkelerinden sonra Türkiye de denklemi değiştirdi, bankanın faizsiz de olabileceği teorisini geliştirdi, faizsiz bankacılığı başlattı ve böylece dindarlar sektöre girmiş oldu.
Faizli bankalarda çalışıp bankacılıkta uzmanlaşmış bazı dindar bankerler vardı, onlar faizsiz bankaların büyümesi aşamasında buralara transfer oldular ve sektördeki payını olabildiğince büyüttüler.
Buraya kadar tamam. Ama sonra…
Sonra ilginç ve kafa karıştırıcı şeyler olmaya başladı.
Meselâ, bir faizli banka, reklâm olsun diye, imsakiye bastırıp dağıttı.
Meselâ bir diyanet kurumu, faizsiz bankacılığı tartıştığı programı, faizli bankacılığın banisi olan İş Bankasının kurucusu Mustafa Kemal’in fotoğrafı altında icra etti.
Sonra daha ilginç bir şeyler olmaya başladı.
Faizsiz bankalara cibilliyeten taraftar olan iktidarlara sıra geldi. Kamu bankaları onların yönetimine geçti. Olanlar oldu.
“Dindar banker”ler bu kere bu bankalara yönetici oldular. Özelleştirmeye hazırlık aşamasında devraldıkları bu kamu bankalarını satmaktan vazgeçtiler, daha iyi ve daha kalıcı yönetmek için “iyi çocuklar”dan oluşan kadrolar kurdular. Ne de olsa, bu bankalar, devlet, millet ve dahi iş arayan dindarlar için çok gerekli idi!
Sonra, her nasılsa, Türkiye Bankalar Birliği’nin üyeleri tarafından, başkanlığa, bu kamu bankalarından birinin genel müdürü seçildi. Bankacılığı geliştirme ve disipline etme başlıklı faaliyetlerine başladı.
Geçen gün bu sayın başkan, İstanbul’da Suriçi Grubu’nun misafiri oldu. Yıldızlı otelin lüks salonundaki kahvaltılı sohbet toplantısında, sıkı “amin” alan hakikî ve samimî bir yemek duâsından sonra beş yüz kişilik kalabalık bir dâvetli topluluğuna hitap etti. Bankacılık sektörünün çok iyi durumda olduğunu, daha iyi de olabileceğini anlattı, sektörün büyümesi gerektiğini söyledi vs. vs. yani tam, bir “Türkiye Bankalar Birliği” yöneticisinin konuşması gerektiği gibi konuştu.
Bu arada mühim bir not: Faizsiz bankalar faizli bankalarla aynı birliğin üyesi değiller, onların “Katılım Bankaları Birliği” adlı ayrı bir meslekî birliği var. Varlığı-yokluğu belirsiz ve yakında—bu yazıda eleştirdiğimiz sebeplerle—yok olacak diye korkuyorum, ama şimdilik var.
Konuşma bitti, soru cevap faslında bir banka hukuku profesörü de bir soru demeti sundu. Şöyle dedi:
-Türkiye Bankalar Birliği’nin sizden önceki başkanları da duâ ile başlayan bir toplantıya iştirak eder miydi? Siz ilk misiniz?
-Böyle bir toplantıda sizden önceki başkanlara “faizin haram olduğuna inanıyor musunuz?” şeklinde bir soru sorulmuş mudur?
-İzin verirseniz bu soruyu ben size sorabilir miyim?
Başkan “Sorabilirsiniz tabiî” dedi, ama sorulara da cevap vermedi.
Dikkatle izledim, dinleyicilerin sakalı duâlı kesimi, sail hocayı alkışladılar, imam hatip mezunları derneği başkanı sorulardaki gizli eleştiriyi haklı buldu, tebrik etti.
Buna karşılık, suali soran hocanın da başkanın da dostu olan bir “dindar banker”, hocaya, “başkanı zora sokacak böyle bir soruya ne gerek vardı?” diyecek oldu. Bir bürokrat da bankacılığın sektörel patronunun hükümete direncinin, geçmişte hükümetin ekonomi politikalarının önündeki en büyük engel olduğunu, “hizmet”in de bu direnci kırmaktan geçtiğini anlattı hocaya. Yani devleti ele geçirmek için bankacılık sektörünü de ele geçirmek gerekir gibi bir şey! Benim ise aklım karıştı.
“İnandığın gibi yaşamak”tan daha zoru ne? “Yaşadığın gibi inanmaya başlamak” ihtimali hangi maslahatlarla göze alınabilir ve bu risk ne kadar kuvvetli? Haydi siz cevap bulun.

Okunma Sayısı: 2276
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı